Hakkımda

Elektriğe 5 yaşımda prize taktığım gece lambası tarafından çarpılmamdan itibaren inanılmaz bir merak duygusuyla bağlıyım. İlkokul ve ortaokul yıllarımda bu merakım, kafama plastik kalem sürtüp sıranın üzerindeki kağıt parçalarını dans ettirmemle, kalem pilin ucuna ampul bağlayıp yakmamla, ucuz çin malı kablolu kumandalı sadece ileri geri özelliği bulunan arabamın kumandasını daha ilk gün parçalayarak çalışma sistemini anlamaya çalışmakla, yerde bulduğum plastik sokak lambası kapaklarına motor ve pervane bağlayarak yüzdürmeye çalışmamla, babama ait olan ayarlı adaptörün çıkışlarına türlü türlü elektronik malzemeler bağlayıp test etmemle ve buna benzer ardı arkası kesilmeyen deneyler yaparken bir kaç kez daha çarpılmamla daha da perçinlendi. Bilgisayarlarla tanıştığım ortaokul yıllarıma rastlayan dönem bana aynı zamanda yeni dünyaları da vaat ediyordu. İlk olarak Commodore64, daha sonra üzerinde Windows 3.1 çalıştırabildiğimiz Amiga500 ve sonunda üzerinde Windows95 barındıran Pentium133 işlemciye ve turbo butonu bulunan bir kasaya sahip bilgisayarlarımız olmuştu. Tabi bunları daha çok oyun oynamak, paintte resim çizmek ve az da olsa office programlarında zaman harcamak için kullandık.

Commodore-64-500x245c

Commodore 64 ve Kaset Okuyucu

Çocukluk yıllarımın sona ermeye başlayıp, gençlik yıllarıma geçmeye başladığım dönemde devam ettiğim teknik lisenin de etkisiyle, diyotla, transistörle, kapasitörle, bobinle, alternatif akımla, transformatörle, endüktansla, endüktif reaktans – kapasitif reaktansla , trigonometriyle  ve  ulaşabildiğim diğer bilgilerle karşılaştıkça merakım azalacağı yerde daha da arttı.

Milenyuma yaklaştığımız dönemde PIC mikrodenetleyicilerin adını ilk kez duydum. Aynı dönemde karşılaştığım programlama derslerini de ayrı bir heyecan ve ilgi ile takip etmekteydim. Defterimde algoritma ve akış diyagramları kullanarak ufak programcıklar oluşturmaya çalışmak benim için çözmesi insanı eğlendiren bulmacalar gibiydi.

Akış diyagramı

Akış diyagramı

Üniversite yıllarım malesef  sınavların gereksiz ağırlığı ve eğitimcilerin teoriye olan düşkünlüğü sebebiyle benim açımdan çok verimli geçmedi. Lise yıllarımda edindiğim teorik bilgilere ek bir kaç şey öğrenmedim değil. Fakat üniversite hayatım ne yazıkki daha çok sınavları geçip bir an önce mezun olmaya çalışmakla geçti diyebilirim.  Bütün bunlarla beraber üniversite de programlama dersleri benim için ayrı bir yere sahipti. Dersi anlatan eğitimciler genç ve pratiğe eğilimli insanlardı. Bilgisayar laboratuarını kullanmaya başladığımız gibi kendimizi ‘C’ ile haşır neşir olurken bulduk. ‘C’ ile ilk karşılaşmamda sanki daha önce görmüş olduğum bütün derslerin, o ana kadar edindiğim bütün bilgi birikiminin bu dili kullanmak için bir hazırlık olduğu duygusuna kapıldım. İlk görüşte aşk gibi birşeydi bu başlangıç. Üniversite yıllarımın sonuna doğru ASM temelinde 6502 mikroişlemcisini kullanma fırsatım oldu. Bu mikroişlemci sayesinde gömülü sistemlere adım attım diyebilirim. Bilgisayarlar üzerinde çalışacak programlar yazmak çok  eğlenceli olmasına rağmen , sıfırdan bir sistem tasarlayıp, ayağa kaldırıp  hayal gücünüzle sınırlı işler yaptırabileceğimiz bu yeni alan beni cezbetmişti.

6502 CPU

Üniversiteden mezun olup çalışma hayatına atıldığımda artık ülkemizde bulunabilir ve kendisine bir kullanıcı kitlesi edinebilmiş olan PIC mikrodenetleyicilerle ardından da STM mikrodenetleyiciler ile haşır neşir oldum. Pek çok farklı derleyici ve mikrodenetleyici ile pek çok farklı projeler gerçekleştirdim.  MikroC ‘yi ilk denediğim andan itibaren beğendim. “Bilgi paylaştıkça çoğalır” fikrinden esinlenerek ülkemdeki insanlara da bir faydamın olması adına bu bloğu açarak, daha önceden edindiğim tecrübeleri aktarmak istedim.

Kendimi keşfettiğim andan itibaren elektrik-elektroniğe başlayan merakım ve ilgim hiç bir zaman bitmeyecek gibi gözüküyor.

Umarım yazılarım sizleri sıkmaz ve faydalı olur.

Saygılar.